Cilt Sağlığı

Cilt kanseri nedir, nasıl tedavi yapılr

Cilt kanseri tedavisi nasıl yapılır?

Medical Park Hastanesi Plastik Cerrahi bölümünden Opr. Dr. Ümran İleri de Çakır’ın kendilerine geldiğinde hastalığın en ileri safhasında olduğunu belirterek, cilt kanserlerinin tedavisinin dünyanın her yerinde başından sonuna kadar plastik cerrahlar tarafından yapıldığına dikkati çekti.

Hastanın en ileri ve zor durumda bir plastik cerraha başvurduğunu anımsatan İleri, ”Hasta yıllarca rahatsızlığını sona erdirecek doktoru aramış. Yanlış yönlendirmeler sonucunda maalesef hastalık ilerleyince bir plastik cerraha başvurmuş. Burnundaki kızarıklık ilk ortaya çıktığında plastik cerraha başvursaydı, kanseri ilerlemeden tedavi edebilirdik, yüzündeki izler de daha az olurdu” dedi.

İleri, hastanın kanserli dokularını, sağlam dokuyu da içeren bir güvenlik marjıyla geniş bir şekilde çıkardıklarını, oluşan defekti kapatmak, burnunu yeniden estetik ve fonksiyonel açıdan oluşturmak için kulaktan ve diğer vücut kısımlarından aldıkları dokuları kullandıklarını anlattı.

Cilt kanseri önlenebilir

Cilt kanserinin diğer kanserler arasında önlenebilir hastalık grubunda olduğunu bildiren İleri, şunları kaydetti:

”Erken teşhis bu tür hastalıklarda çok önemlidir. İnsanlar, bilgisizlik yüzünden vücutlarında çıkan izleri önemsemeyerek, hastalığın iyileşme ihtimalini düşürüyor. 40′lı yaşlardan sonra vücut izlenmeli. Kişi, yeni beliren ve uzun süren kızarıklık, kaşıntı, iğne batma hissi gibi şikayetler olduğunda mutlaka plastik cerraha başvurmalı. Basit bir operasyonla tedavi edilebilecek olan cilt kanseri ihmal edilmesi halinde ölümle sonuçlanabilir.”

Türkiye’de 50 yaş üstü insanlarda cilt kanserine yakalanma oranının yüzde 60 olduğunu belirten İleri, özellikle güneşten daha fazla etkilenen beyaz tenliler ile hayatının herhangi bir döneminde güneş yanığına maruz kalan insanların cilt kanserine yakalanma ihtimalinin daha yüksek olduğunu anlattı. İleri, güneş koruyucularının bebeklikten itibaren açıkta kalan vücut bölgelerine, özellikle yüze sürülmesinin cilt kanserine yakalanma ihtimalini azalttığını sözlerine ekledi.

Estetik & Güzellik

Saç nakli erkeğin kendine güvenini artıyor

Erkeklerin en büyük kâbuslarından olan saç dökülmesi ve kellik, kişiyi sadece daha yaşlı göstermekle kalmıyor aynı zamanda sonu depresyona varan psikolojik sorunların ve güvensizliklerin de kaynağı olarak görülüyor. Erkeklerce sıkça başvurulan saç nakli ise mükemmel sayılabilecek sonuçlar veriyor.

Dr. Melike Külahçı, saç nakline geçmeden önce sorunun neden kaynaklandığının ortaya çıkarılması gerektiğini söylüyor. Saç dökülmesi, doğal saç yenilenme sürecinin bir parçası olarak değerlendiriliyor. Kişinin günde 100 civarında saç teli dökmesi normal kabul ediliyor ve yenilenme kaynaklı dökülmeyi patolojik olandan ayırt etmek çok önemli görülüyor.

Dr. Külahçı, “Patolojik dökülme, saçlı derinin tamamen çıplaklaşmasına yol açan dökülme olarak tanımlanıyor” diyor ve bu durumun sayısız nedeninin olduğunu dile getiriyor.

Dökülme şakaklardan başlıyor

Saç seyrelmesine hem erkeklerde hem de kadınlarda rastlanmakla birlikte, erkeklerde daha çok androgenetik dökülme gözlemleniyor. Uluslararası Saç Cerrahisi Derneği’nin (ISHRS) araştırmasına göre; saç dökülmesi sadece ABD’de yaklaşık 35 milyon erkeği etkiliyor. 35 yaşından itibaren erkeklerin yüzde 40’ı, 60 yaşından sonra ise yüzde 65’i saç dökülmesi problemi yaşıyor. Erkek tipi saç dökülmesi aynı zamanda androgenetik saç dökülmesi olarak da biliniyor.

Genetik nedenli saç dökülmesi, bütün dünyada hem erkeklerde hem de kadınlarda görülen en yaygın saç kaybı biçimi olarak dikkat çekiyor.

“Saç kökleri, genetik kodlarını anne karnında alıyor” diyen Dr. Külahçı, saç dökülme genlerinin bazı saç köklerini erkeklik hormonuna karşı duyarlı hale getirdiğini ve duyarlı kökün androjen hormonuna maruz kalmasının faaliyeti durdurduğunu söylüyor. Bunun sonucunda, saçlı deride önce seyrelme sonra da kalıcı saçsızlık başlıyor.

Kadınlarda saçın genelini ilgilendiren değişiklikler zayıflama ve seyrelme şeklinde ortaya çıkarken, erkeklerde dökülme genelde şakaklardan başlıyor ve tepeye doğru ilerliyor.

Çim adamlar artık mazide kaldı

Türk erkekleri saç dökülmesiyle, ilk olarak 20-24 yaşlarında tanışıyor, dökülmede ikinci yoğun dönem ise 30-34 yaş arasında meydana geliyor. Dünyada 40 yıldan uzun süredir uygulanan saç nakli, diğer tedavilerden farklı olarak hastaya hiçbir zaman dökülmeyecek gerçek saçlar kazandırıyor.

Uygulama, ense bölgesinde 2 kulak arasında bulunan alandaki, normal ve genetik olarak dökülmemeye kodlanmış saç köklerine sahip her sağlıklı kişiye yapılabiliyor. Halk arasında, ‘bebek başı’ ya da ‘çim adam’ olarak adlandırılan vakaları ortadan kaldırmak için günümüzde düzeltici cerrahi uygulamalar gerçekleştirildiğini belirten Dr. Külahçı, “Bu gelişmeler ışığında çim adamların mazide kaldığını söylemek mümkündür” diye konuşuyor.

Günümüzde saç cerrahisinde en çok tercih edilen ve uygulanan yöntem olan ‘foliküler ünite nakli’ ile cildin yapısına bağlı olarak santimetrekareye 90-120 saç yerleştirmek mümkün olabiliyor.

Dr. Külahçı, bu sıklıktaki saç yerleştirmelerin dünyanın sayılı merkezlerinde yapılabildiğine dikkat çekiyor. Saç naklinde amacın en doğal görünümün elde edilmesi ve saçların bu görünümde uzaması olduğu vurgulanıyor. Uluslararası Saç Cerrahisi Derneği’nin yaptığı 2010 Yılı Tüketici Araştırması, foliküler ünite nakli ile saç nakli geçiren hastaların, saç nakli yaptırmamış hastalarla karşılaştırıldıklarında, ayırt edilemediklerini gözler önüne seriyor.

Nakledilen saç canlı kabul ediliyor

Canlı saç foliküllerinin nakledildiği çağdaş cerrahi yöntemlerinde, nakledilen saç kişinin kendisine ait, büyümekte olan ve canlı olarak tarif ediliyor. Dr. Külahçı, bu konudaki düşüncelerini, “Saç nakli saç dökülmesini engellemez. Buna karşın nakil yapılan bölgedeki saçlar hiçbir zaman dökülmez” diyerek dile getiriyor

Aile Sağlığı

Erkekler de şiddet görür

Şiddet gören cinsiyeti ne olursa olsun aynı derecede etkileniyor. Genelde ciddi şiddet gören erkek sayısı az. Ancak sözel ve duygusal şiddete maruz kalan erkek sayısı fazla. Erkekte bu durumu paylaşamamanın getirdiği içe atma ve depresif şikâyetler oluyor.

Genel Sağlık

Batı Nil virüsünde kimler risk grubunda

Avrupa’da ölümlere yol açan ve Türkiye’de de kendini gösteren ”Batı Nil Virüsü Enfeksiyonu” özellikle yaşlılar, çocuklar, hamileler ve HIV/AIDS hastaları gibi bağışıklık sistemi baskılanmış kişilerde hayati risk taşıyor.

Sağlık Bakanlığı Hudut ve Sahiller Sağlık Genel Müdürlüğü’nden alınan bilgiye göre, hastalık özellikle kaynağı kargalar olan rezervuarlardan ”Culex” türü sivrisinekler aracılığı ile insanlara, atlara ve diğer memelilere bulaşıyor.

Bulaşma, çoğunlukla sivrisinek popülasyonunun aktif olduğu sıcak havalarda meydana geliyor. Bunların dışında kan yoluyla, organ ve doku nakilleriyle, anneden bebeğe anne karnında ve emzirme sırasında söz konusu olabiliyor.

Hastalık, virüsün bulaştığı kişilerde çoğu kez hiçbir belirti ve bulgu vermiyor. Genellikle kişiler farkına bile varmıyor. Yaklaşık yüzde 20 oranında ise Batı Nil ateşi adı verilen, hafif bir enfeksiyon gelişiyor ve tam iyileşme gerçekleşiyor.

Yaşlılar, çocuklar, hamileler ve HIV/AIDS hastaları gibi bağışıklık sistemi baskılanmış kişilerde Batı Nil virüsü çok ciddi olabiliyor ve beyin iltihaplanmasına ya da beyni ve omuriliğini çevreleyen zarlarda iltihaplanmaya yol açabiliyor. Virüse yakalananların yaklaşık yüzde 1′inden daha azında, şiddetli hastalık görülüyor ve az sayıda vakada Batı Nil virüsü ölümcül olabiliyor.

Ateşle seyreden hastalığın aşısı yok

Hastalık, kendini ilk olarak ateş ile gösteriyor. Bu belirtileri, baş ağrısı, kas ağrıları, iştah kaybı, bulantı, kusma ve ishal, ciltte kızarıklık, lenf bezlerinin şişmesi, coğrafi dağılım izliyor. Hastalıktan korunmak için herhangi bir aşı mevcut değil.
Korunmak için hangi önlemler alınabilir?

Batı Nil Virüsünden korunmak için özelikle hasta veya ölmekte olan kuşlara dikkat edilmesi gerekiyor.
Sivrisineklerin hakim olduğu saatlerde, özellikle gün ağarırken, akşam karanlığında ve akşamın erken saatlerinde gereksiz dış mekan faaliyetlerinden kaçınılması öneriliyor. Sivrisineklerin istila ettiği alanlarda uzun kollu gömlek ve pantolon giyilmesi tavsiye ediliyor.

Cilt üzerine ve giysilere yoğunluğu yüzde 10 ila yüzde 30 arasında değişen sivrisinek kovucu ilaç sürülmesi öneriliyor. Yoğunluğu yüzde 10 olan bir koruyucunun yaklaşık iki saat etkili olduğuna ise dikkat çekiliyor.

Batı Nil virüsü hakkında
Batı Nil virüsü, ilk olarak 1930′ların sonunda Afrika’da ortaya çıktı. O zamandan bu yana Asya, Avrupa, Orta Doğu ile Kuzey ve Güney Amerika’da yayılan hastalık, Birleşik Devletler’ de ilk olarak 1999′daki Doğu Kıyısı salgıyla görüldü. Sivrisineklerin virüs taşıdığı bölgelere gitmek veya o bölgelerde yaşamak Batı Nil virüsüne yakalanma riskini artırıyor.

Yolcular risk altında

Ilıman bölgelerde Batı Nil virüsü, ilkbahar sonlarında başlayan, genellikle ağustos ve eylül aylarında doruğa ulaşan bir mevsimsel kalıp izliyor. Güney iklimlerinde yaşayan insanlar, bütün bir yıl boyunca enfeksiyona yakalanma riski ile karşı karşıya bulunuyor.

Dünyada ölü sayısı artıyor

Bu arada, Yunanistan’da geçen ay ortaya çıkan Batı Nil virüsü nedeniyle yaşamını yitirenlerin sayısının 18′e ulaştığı bildirildi. Yerel basında yer alan haberlerde, Batı Nil Virüsünün bulaştığı tespit edilenlerin sayısının 177 olduğu, hastanelerde 9 hastanın yoğun bakım ünitelerinde tutulduğu açıklandı. Özellikle Yunanistan’ın kuzeyinde görülen vakalarda hayatını kaybedenlerin büyük bölümünü 70 yaş üstü hastalar oluşturuyor. Hastalığın Romanya’da da görüldüğü ve ölümlere yol açtığı kaydedildi.

Batı Nil virüsü Türkiye’de

Sağlık Bakanlığı bugün Batı Nil Virüsü enfeksiyonu vakalarına Türkiye’de de rastlanıldığını açıkladı.
Öte yandan, Manisa Devlet Hastanesinde ateş, baş ağrısı, bilinç değişikliği ve vücutta döküntüler sonucu gelişen bir hastalığa bağlı olarak 6 kişinin ölümünün ardından, şüphelenilen Batı Nil Virüsü Enfeksiyonu ile ilgili olarak Sağlık Bakanlığı, hastalıkla ilgili olarak yapılan analiz sonuçlarına göre, ilk bulgularda herhangi bir enfeksiyonun şu ana kadar saptanmadığını bildirmişti. Yapılan açıklamada, şu ifadelere yer verilmişti:

”Bilim kurulumuz 26 Ağustos 2010 tarihinde yaptığı son toplantıda, Manisa’dan gelen uzmanla birlikte tüm vakalar ayrıntılı biçimde tekrar değerlendirmiştir. Bu değerlendirme sonucunda hastaların genellikle ileri yaşlarda ve altta yatan kronik hastalıklarının olduğu, bir kısmının uzun süre güneş altında çalıştığı veya yürüdüğü belirlenmiştir. Dolayısıyla hayatını kaybeden 6 hastanın ölüm sebebi, benzer bulgularla seyreden hastalıkların kümelenmesi şeklinde yorumlanmıştır.

Hastalığın 20 Ağustos 2010 tarihinden itibaren görülmediği, bu durumun hava sıcaklığında ciddi düşmelerin olduğu tarihlerle örtüştüğü görülmüştür. Hastalığın görüldüğü dönemde komşu ülkelerde benzer belirtilerle seyreden hastalıklar olması nedeniyle konu bu yönüyle de araştırılmaktadır. Bu değerlendirme paralelinde hastalığın 2 hafta süreyle takip edilmesine ve ileri tetkiklere devam edilmesine karar verilmiştir.”

Beslenme

Kadınlara 100, erkeklere 150 kalori

Bayramda tüketilen gıdaların başında çikolata geliyor. Ancak şekerde günlük limitin kadınlarda 100, erkeklerde ise 150 kalori olduğunu unutmamak gerekiyor.

Ramazan ayında öğün sayısının azalması ve metabolizma hızının düşmesi nedeniyle vücut kilo almaya elverişli hale geliyor. Bu yüzden şeker, tatlı ve çikolata tüketiminin arttığı bayramda günlük kalori alımına dikkat etmek gerekiyor. International Hospital Beslenme ve Diyet Uzmanı Dilem İrkin, şeker tüketiminde günlük limitin kadınlarda 100, erkeklerde ise 150 kalori olduğunu belirtiyor.

Dilem İrkin, bayramda çok fazla ikram edilen ve tüketilen gıdaların başında çikolatanın geldiğini, kakao yağı yüksek olan bitter çikolataların kalp damar sağlığı konusunda üzüm ve yeşil çay kadar güçlü antioksidan etki yarattığını söylüyor. Ancak bitter çikolatanın da içeriğindeki şeker nedeniyle yüksek kaloriye sahip olduğunun unutulmamasında yarar var.

Özellikle kakao yağından düşük çikolatalarda doymuş yağ içeriği daha fazla olduğundan, doymuş yağların kan kolesterolünde yükselmeye neden olacağı bilinerek dikkatli tüketilmesi gerekiyor.
İrkin, “Bayramda mutlaka tatlı tüketmek isteyenlerin mini kalori tablosuna bakmasında yarar var” diyor.

• 40 gr bitter çikolata 160 kalori
• 40 gr sütlü çikolata 230 kalori
• Bir adet baklava 150 kalori
• Bir kase sütlü tatlı ortalama 200 kalori.

Çocuklara mısır şurubu içeren şekerlemeyi sınırlayın

Obezitenin her geçen gün hızla artması ve beraberinde getirdiği sağlık sorunları nedeniyle tatlı ve şeker tüketiminde çok seçici olmak gerekiyor. Ramazan Bayramı halk arasında “Şeker Bayramı” olarak bilindiğinden, bu bayramda çocukların şeker, çikolata ve tatlı tüketimi de artıyor.

Dilem İrkin, şekerlemelerde pancar şekeri kullanılması gerekirken, artık bir çok şeker içeren besinde mısırdan elde edilen nişasta bazlı şekerin kullanıldığına, yaklaşık 700’e yakın üründe kullanılan bu şeker tipinin de genetiği değiştirilmiş mısırdan elde edildiğine dikkat çekiyor. Bu durumda insülin direnci artıyor, bu da kilo artışı ve diyabet riskini artırıyor. Çocuklarda hiperaktivite, dikkat bozukluğu, erken ergenlik gibi sağlık sorunları yaratabiliyor.

Çocukları şekerle geç tanıştırın

Çocuk beslenmesinde hiçbir yeri olmaması gereken rafine şekerin çocuklar için gerekli hiçbir besin öğesini bulundurmadığına değinen İrkin, en az üç yaşına kadar içinde şeker ihtiva eden her türlü besinin çocuğa verilmemesi gerektiğini ifade ediyor.

Şekerin kaynağına çok dikkat edilmesi gerektiğini, basit şeker grubu olarak çocuklara sadece meyvelerden gelen şekerin yeterli olacağını anlatan İrkin, Ramazan Bayramı’ndaki tatlı alımında şunlara dikkat edilmesi gerektiğini söylüyor:

• Hamur ve kızartma tatlılardan mümkün olduğunca uzak durmaya çalışın.
• Çikolata yiyecekseniz seçiminiz bitter çikolatadan yana olmalı.
• Etiket okuma bilgisi kazanarak içeriğinde mısır şurubu ya da mısır nişastası içerenlerden mümkün olduğunca kaçınmaya çalışın ya da az tüketin.
• Şeker tüketiminin diş çürüklerine neden olduğu unutmayarak ağız içi temizliğine çok önem verin.
• Çocukların çok fazla miktarda tatlı ve şeker tüketmemesine dikkat edin. Tatlı olarak kalsiyum açısından da zengin sütlü tatlıları yemelerini sağlayın.
• Günlük iki litre su içmeye özen gösterin.

Hamilelik

Çoğul gebelikler 5 kat daha riskli

Uzmanlar, anne olma yaşının ilerlemesi, kadınların çalışma hayatında
aktif rol almaları, genetik ve çevresel faktörlerin de etkisiyle, anne
olma yaşının her geçen gün yükseldiğini söylüyor.

Bebek ölüm riski çoğul doğumlarda tekizlerle karşılaştırıldığında beş
kat; felç oranı ikizlerde dört kat, üçüzlerde 17 kat; bir yaş altındaki
ölüm oranı ikizlerde yedi kat ve üçüzlerde 20 kat arttı.

İlk kez anne olma yaşının ileri tarihlere bırakılmasının, normal
yollarla gebe kalma olasılığını düşürebildiğini ve çoğul gebelik riskini
artırabildiğini ifade eden Ege Üniversitesi Tıp Fakültesi Yenidoğan
Bilim Dalı Başkanı Prof. Dr. Nilgün Kültürsay, çoğul gebeliklerin erken
doğum ve düşük doğum ağırlığı açısından çok büyük bir risk yarattığını
bildirdi.

Kültürsay, tüm gelişmiş ülkelerde ve son yıllarda Türkiye’de de artan
yardımcı üreme tekniğinin sık kullanılmaya başlandığını dile getirerek,
“Bununla birlikte çoğul gebeliklerdeki büyük artış, erken doğum ve düşük
doğum kilolu bebek sıklığına ciddi şekilde yansımaktadır” dedi.

Kısırlık tedavileri ve yardımcı üreme teknikleri ile doğan bebeklerin
“yüzde 50′ye yakınının çoğul gebelik ürünü” olduğunu ifade eden
Kültürsay, şunları kaydetti:

“İkiz bebeklerin yarısı, üçüz ya da dördüz bebeklerin yüzde 90′ı düşük
doğum ağırlıklı olup, bu bebeklerin ölüm oranları ve hayatta kalanların
ise hastalık ve sakatlık riskleri daha yüksektir. Bebek ölüm riski çoğul
doğumlarda tekizlerle karşılaştırıldığında beş kat artmıştır.

American College of Obstetrics and Gynecology verilerine göre, ortalama
doğum haftası ikizlerde 35.3, üçüzlerde 32.2, dördüzlerde 29.9 hafta
olmaktadır. Büyüme geriliği oranı ikizlerde yüzde 14-25, üçüz ve
dördüzlerde yüzde 50-60′ı bulmakta, yoğun bakım gereksinimi sırası ile
yüzde 25, yüzde 75 ve 100 olmakta, yatış süresi sırası ile 18, 30 ve 58
günü bulmaktadır. Serebral felç oranı ikizlerde dört kat, üçüzlerde 17
kat artmaktadır. Bir yaş altında ölüm oranı ikizlerde yedi kat,
üçüzlerde 20 kat artmaktadır.”

Sağlık giderleri artıyor

Kültürsay, ikiz gebeliklerde, yardımcı üreme tekniği tedavisi dışındaki
masraflar hesaplandığında doğum, anne ve bebeklerin ilk altı haftadaki
sağlık giderlerinin de beş kat arttığını dile getirdi.

Yardımcı üreme tekniğiyle gebelik sağlandığında, iki embriyo transfer
edildiğinde en az bir canlı bebek doğumunun gerçekleşmesinin, tek
embriyo transferine oranla başarıyı çok düşük oranda artırdığını ifade
eden Kültürsay, şöyle devam etti:

“Ancak tek embriyo transfer edildiğinde kısırlık tedavisi, ilk altı aya
kadar bebek için yapılan tüm sağlık harcamaları ve ayrıca erken doğum,
düşük doğum kilosu, anneye ve bebeğe ait sorunlar daha azalır.

Ege Üniversitesinde yaptığımız çalışmada, tekiz bebeklerin yüzde
7.6′sının, çoğul gebeliklerin ise yüzde 58.6′sının yardımcı üreme
tekniği uygulamalarının ürünü olduğu, çoğul gebeliklerde sezaryen
oranlarının, anneye ilişkin komplikasyonların, erken doğumun, iki ve
üçüncü düzey yenidoğan yoğun bakım ihtiyacının, yenidoğan döneminde
görülen ciddi sorunların ve hastane yatış masraflarının çok anlamlı
olarak arttığı saptanmıştır.

Sonuçta kısırlık tedavileri ile oluşan çoğul gebelikler anne-babaya,
gelecekteki çocuklarına fiziksel, ruhsal ve maddi ciddi yükler
yüklemektedir.”

Kadın Sağlığı

Kadınlarda idrar kaçırma ve tedavi çeşitleri

Menopoz dönemi ve sonrasında kadınların yaşam kalitesini ciddi şekilde düşüren en önemli problemlerden biri de idrar kaçırma sorunu.

Kişinin kendi kontrolü dışında idrarının tutamaması problemine “İdrar kaçırma” deniyor. Kadınlar için, özellikle de menopoz sonrası dönemdekiler için çok büyük bir sağlık problemi olan idrar kaçırma, kadınlarda hem sosyal hem de hijyenik zorluklara neden oluyor.

Yeditepe Üniversitesi Hastanesi Üroloji Uzmanı Doç. Dr Uğur Yılmaz, idrar kaçırmanın kadınlarda daha çok görülmesinin kadının pelvik kas yapısının farklılığı ve üretrasının kısa olması gibi nedenlerden kaynaklandığını belirtiyor.

Ayrıca kadınlardaki hormonal değişiklikler de bu durumu etkileyebiliyor. Özellikle menopozdan sonra ve çok doğum yapmış kadınlarda sık görülen bir sorun. Normal doğum yapmış kadınlarda daha çok görülüyor. Çünkü normal doğum sırasında geçici de olsa kas yapısı bozulabiliyor.

Memorial Hastanesi Kadın Hastalıkları ve Doğum Bölümü’nden Op. Dr. Remzi Aydın ise en önemli nedenin genetik yapı olduğunu; bağ dokusu, kalıtımsal olarak zayıf ve sarkmaya eğilimli olan bireylerde, bu problemin sıklıkla oluştuğunu söylüyor. Aydın, diğer nedenleri de şöyle sıralıyor:

•Kronik solunum yolu hastalıkları
•Zor doğumlar
•Daha önce geçirilen vajinal operasyonlar
•Menopoz
•Radyasyon tedavisi
•Kronik kabızlık

İdrar kaçırmanın üç tipi bulunuyor

Stres tipi idrar kaçırma: Öksürme, ıkınma, hapşırma gibi karın içi basıncı arttırmakla beraber gerçekleşir. Urge tipi idrar kaçırma: Bazen nedensiz, bazen de su sesi, gülme gibi nedenlerle olan idrar kesesinin kasılması ile oluşur. Taşma Tipi idrar kaçırma: Şeker hastalığı ve çeşitli sinir hastalıkları nedeni ile idrar kesesinin kasılıp boşalamama nedeni ile gelişirler.

Tedavide son seçenek ameliyat

Op. Dr. Remzi Aydın “İdrar kaçırma şikayeti ile başvuran hastaların tedavisinde ilk olarak konservatif, yani cerrahi olmayan seçenekleri uygulanır” diyor ve tedavi yöntemleri hakkında şu bilgiyi veriyor:

“Kegel ve kone egzersizleri (vajen etrafı kasları güçlendirici egzersizler), vaginal pesserler (sarkmayı engelleyici aygıtlar), elektrikle uyarma tedavileri (FESS) ve ilaç tedavileri bulunuyor. Konservatif tedavilere uygun olmayan hastalar için cerrahi tedavi önemli bir seçenektir. Eskiden uzun süreli yatmayı gerektiren ve uzun dönemli başarı oranı düşük operasyon tekniklerinin yerini, günümüzde genel anestezi ve hastanede kalmayı gerektirmeyen, maksimum 30 dakikada uygulanan operasyonlar almıştır.”

Gerçek neden ortaya çıkarılmalı

Doç. Dr Uğur Yılmaz da, idrar kaçırmanın altında yatan esas nedenin bulunmasının büyük önem taşıdığını vurguluyor ve şunları söylüyor:

“Gerektiğinde ürodinami adını verdiğimiz idrar kesesinin fonksiyonlarının değerlendirildiği testi yapmak lazım. Bunu da mutlaka bu konuda uzmanlaşmış bir ürolog yapmalı. Mesela sorun mesanedeki aşırı aktivite ise ilaçla sorun tedavi edilebiliyor. Öksürük kaynaklı ise pelvik taban rehabilitasyonu ile tedavi ediyoruz, sigara içen bir hastamızsa sigarayı bıraktırıyoruz. Eğer bu tip tedavilerle çözümlenmiyorsa ameliyat kararı veriyoruz. Artık yeni teknikler sayesinde ameliyatlarda yan etkiler azaldı. Çok başarılı sonuçlar alıyoruz. Dolayısıyla kaynaklandığı yer ve nedenine göre tedavi planı da farklı oluyor. Bir grup hastada “karışık tip” dediğimiz her iki idrar kaçırma sorununun birlikte olduğu durum oluyor. Böyle biri durumda altta yatan sebebin bulunmaması ve sadece ameliyat yapılması hastaya daha büyük sıkıntılar yaratabiliyor.”

Kanser

HPV aşısını erken yaptırın

HPV’nin immün sistemden gizlendiğini, lokal enfeksiyon ve viremi yapmadığını, iltihabi reaksiyon yaratmadığını ifade eden uzmanlar, HPV virüsüne karşı son yıllarda geliştirilen aşılar bulunduğunu belirtiyor.

Hacettepe Üniversitesi’nden Prof. Dr. Yüce ”Rahim ağzı kanseri aşısı erken adolesan dönemde yapılmalıdır” dedi.

Hacettepe Üniversitesi Tıp Fakültesi Kadın Hastalıkları ve Doğum Anabilim Dalı Jinekolojik Onkoloji Ünitesi Başkanı ve Servikal Patolojiler ve Kolposkopi Derneği Başkanı olan Prof. Dr. Kunter Yüce, Human Papilloma Virüsün (HPV) 6 ve 11 tiplerinin, kanser öncüsü bir lezyon olan Servikal İntraepitelyal Neoplazinin (CIN1) yüzde 10-19′undan, genital siğillerin yüzde 90′undan, genital siğile sahip anneden çocuğa geçen Reküran Respiratuvar Papillomatozisin (RRP) yüzde 100′ünden ve anogenital ve orofarengeal kanserlerden sorumlu olduğunu bildirdi.

Aşı sayesinde PAP taraması yaptırmayanlarda görülen servikal kanser sayısında azalma olacağını kaydeden Yüce, “Pek çok ülkede cinsel ilişkinin 15 yaş civarında başladığını, Türkiye’de de kızlar arasında erken yaşta evliliklerin yaygın olduğunu belirten Yüce, ”Türkiye’de adolesan gelin sayısının yüksek olduğu dikkate alınmalı” şeklinde konuştu.

Servikal kansere karşı aşılama için önerilen yaş grupları konusunda da bilgi veren Yüce, 11-12 yaş arası kızların aşı için asıl önerilen grup olduğunu, 9-10 yaş arası kızların uygun, 13-26 yaş arasındakilerin ise daha önce servikal kanser aşısı olmamışlarsa uygun görüldüklerini bildirdi. Yüce, ancak 19-26 yaş arasındaki kadınlarda aşının koruyuculuğunun düştüğünü, daha önce HPV almış kadınlarda ise aşının daha az etkili olduğunu belirtti.

Rahim ağzı kanseri nedir?

Human Papilloma Virus (HPV), genital bölge ve mukozalarda enfeksiyon yapan, kısaca ”kondilom” adı verilen siğil şeklinde kitlelerin oluşumuna neden olan bir virüs.

Çoğu virüs hastalığında olduğu gibi HPV de bir kez vücuda girdiğinde hücreler içinde yerleşerek zaman zaman alevlenmelere yol açıyor. Bu yüzden HPV enfeksiyonu, kesin tedavisi olmayan bir hastalık olarak kabul ediliyor.

Rahim ağzı kanseri ise tüm dünyada sıklık açısından ön sıralarda yer alan bir kanser türüyken, pap-smear tarama ve kolposkopi tanı testi gibi yöntemlerin geliştirilmesi sayesinde henüz kanser aşamasına gelmeden yakalanabiliyor.

Rahim ağzı kanseri, özellikle pap-smear tarama testinin yaygın olarak kullanılamadığı ülkelerde halen önemini koruyor. Bu kanser türü, genellikle 40 yaş ve sonrasının bir hastalığı olarak kabul edilmesine karşın her yaşta ortaya çıkabiliyor.

Kuadrivalan aşı, en sık genital siğil yapan tip 6 ve 11, en sık rahim ağzı kanseri öncüsü lezyon ve rahim ağzı kanseriyle ilişkili tip 16 ve 18 türlerine karşı etkili. Rekombinant AS04 adjuvanlı aşı ise tip 16 ve 18 virüslerin neden olduğu hastalıklara karşı koruyor. Bu aşıların yüzde 100 koruyuculuğu olmasa da rahim ağzı kanserine karşı etkili bir koruma sağlıyor.